Psikolojiye Giriş Ders Notları
Psikolojiye Giriş Ders Notları
Psikolojiye Giriş Ders Notları
PSİKOLOJİYE GİRİŞ
Psikoloji davranışı açıklamayı amaçlar. Kişi psikolojinin temel kavramlarını öğrenirse, kendini daha iyi tanıyacak, giderek daha sağlıklı, uzlaşmacı ve demokratik bir toplumsal yapı oluşacaktır.
1880’lerin sonu ile 1900’lerin başında psikolojinin felsefeden ayrılmasının ardından; davranışları açıklayabilmek amacıyla değişik psikoloji okulları ya da izm’ler ortaya çıktı.

1. Yapısalcılık (structuralism):
Aklın ayrılabileceği ögeleri araştırmıştır. Yapısalcılar, her ögenin bir duyum (sensation) olması gerektiğini düşündüler; kırmızı, sıcak, soğuk, kokuşmuş gibi.
Bu ögelerin ve birleşme kurallarının incelenmesi için içebakış (introspection) denilen özel bir teknik kullandılar. Deneklerden özel bir uyarıcı (ses, koku, ışık) verildiğinde neler hissettiklerini anlatmaları isteniyordu.
Yapısalcıların, ögeler yaklaşımı giderek önemini yitirmiştir.

2. İşlevselcilik (functionalism):
Bu okul Darwin’in evrim kuramından oldukça etkilenmiştir. İşlevselciler, davranışın ve zihinsel süreçlerin uyumsal (adaptif) olmasıyla; diğer bir deyişle, kişinin değişen çevreye uyum sağlamasıyla ilgileniyorlardı.

3. Davranışçılık (behaviorism):
John B. Watson tarafından 1920’lerde geliştirilmiştir. İçebakış tekniğini tümüyle reddeder. Psikolojinin insan ve hayvanların yaptıklarının (davranış) incelenmesi ile sınırlandırılması gerektiğini savunur. Bu bakımdan nesnel olduğu söylenebilir. İlk ortaya konduğu biçimiyle davranışçılığın 3 önemli özelliği vardır:
a. davranışın oluşmasında koşullu refleksin rolü
b. öğrenilmiş davranış; içgüdülerin varlığını yadsır
c. hayvan davranışlarının incelenmesi

Davranışçı yaklaşım; uyarıcı-davranış (U-D) psikolojisi olarak
da bilinir. Uyarıcının türü, şiddeti ve tekrarı ile davranışın türü, şiddeti ve sıklığı arasındaki ilişkiyi inceler. Ayrıca ödüllendirme ve cezalandırmanın davranış üzerindeki etkilerini ele alır (Skinner). Öğrenme sürecini çevredeki ödüllendirme koşullarıyla açıklar.


4. Gestalt psikolojisi.
1900’lerin başlarında Almanya’da geliştirilmiştir. Diğer okulların “parçacı” (atomism) yaklaşımına karşı çıktı. Ögeler arası ilişkiler, Gestalt psikolojisinin özünü oluşturur. Gestalt psikologlarına göre yaşantı ögelerine bölünemez; yaşantıyı incelerken ögelerin ilişkileri ve etkileşimleri dikkate alınmalıdır.
“Bütün (yaşantı) parçalarının (ögelerinin) toplamından fazladır.

5. Psikoanaliz:
Sigmund Ferud’un 1885 -1939 yılları arasında geliştirdiği bir tedavi ve kişilik kuramıdır. 1920’lerde ABD’de davranışçı yaklaşım güçlenirken, Avrupa’da ise psikanalitik yaklaşım gelişmekteydi. İlkelerinin çoğu psikolojiye de girdiği için bir psikoloji okulu olarak ele alınmaktadır.
Bu tedavide serbest çağrışım yöntemi kullanılır; buna göre hasta, kendini kısıtlamadan aklına ne gelirse düşünür ve söyler. Böylece hastanın sorunlarının kaynaklarına inileceği umulur. Freud’a göre insanın, doğuştan gelen 2 temel eğilimi cinsellik ve saldırganlıkdır. İnsanın toplum içinde yaşayabilmesi için bu 2 temel eğilimin baskılanması gerekir; böylece çocuk toplumsallaşır. Freud’un kişilik kuramı, kişinin kendisinin ve çevrenin farkına varmadığı, bilinçdışına bastırılmış dürtülerin ve eğilimlerin rolü üzerinde durur. Bilinçdışına ulaşmak için serbest çağrışımın yanı sıra düşlerden, dil ve devinim sürçmelerinden yararlanılır.

Bu eski psikoloji okulları şimdi çoğunlukla kaybolmuştur. Günümüzde psikoloji anlayışına 2 genel yaklaşım egemen olmuştur:
a. insancıl (humanistic) psikoloji
b. çağdaş davranışçılık
Bu iki görüşün genellikle birbiriyle bağdaşamayacağı düşünülür; ancak her ikisi de psikolojiye pekçok katkı sağlayabilir. Her psikolog bu görüşlerden birini ya da diğerini benimsemektedir.

Bu derslerde işlenecek olan psikoloji konuları, çağdaş davranışçılık açısından ele alınacaktır. Davranışın ardında yatan nedenleri öğrendikçe, insan olmanın ne demek olduğu daha iyi anlaşılacaktır ki, bunun sonucu da bir tür insancıllıktır (humanism).





Psikolojinin Tanımı
Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını inceleyen bir bilimdir; gözlemlenebilen davranışlar bilimsel yöntemlerle incelenir.
Bilim sistematik bilgiler bütünüdür. Bu bilgiler gözlemler ve ölçümler yoluyla ya da deneyler sonucunda derlenir. Derlenen bilgiler tanımların ve varsayımların ortaya konulmasıyla sistematik hale getirilir.
Davranış sözcüğüne gelince; 50 yıl önce davranış, sadece görülebilen ve işitilebilen beden devinimleri (konuşma dahil) olarak yorumlanıyordu. Yakın zamanlarda ise davranış, bir kişinin yaptığı ve herhangi bir yolla ölçülebilen herşeyi kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Sonuç olarak davranış; duygular, tutumlar ve zihinsel süreçler gibi doğrudan gözlenemeyen tüm içsel olayları da kapsamaktadır.
Bir psikolog, insan davranışının yanı sıra hayvan davranışını da inceler. Çünkü arada birçok benzerlikler vardır. Ayrıca insanlarda yapılamayacak birçok deney, hayvanlarda yapılabilir (örneğin ilaç çalışmaları).
O halde psikoloji, davranışı ve davranışın temelinde yatan süreçleri bilimsel olarak inceleyen çalışma alanıdır.

PSİKOLOJİNİN ALT DALLARI

1. Klinik psikoloji
Klinik psikoloji en geniş uzmanlık dalıdır. Bu uzmanlar halk arasında psikolog tanımına en uygun düşen grubu oluşturur. Ruhsal bozukluklara tanı koyar ve psikoterapi yöntemi ile tedavi eder.
Birçok kişi psikolog ile psikiyatristi karıştırır. İkisi arasındaki en belirgin fark şudur: Psikiyatrist tıp fakültesini bitirip tıp doktoru (M.D.) ünvanını aldıktan sonra, 4 yıl psikiyatri uzmanlık eğitimi görür. Klinik psikolog ise doktora yapınca bilim doktoru (Ph.D.) ünvanı alır; tıp eğitimi olmadığı için tıbbi tedavi (ilaç, ameliyat, EKT gibi) uygulayamaz. Ayrıca bir hastayı ancak bir psikiyatrist hastaneye yatırabilir.

2. Rehberlik ve Danışmanlık psikolojisi
Klinik psikologa göre daha hafif sorunları olan kişilerle uğraşır. Mesleki ve akademik sorunları olanlara danışmanlık eder.


3. Okul ve eğitim psikolojisi
Öğrencilerin okulla ilgili sorunlarının yanı sıra daha etkili bir öğrenmenin nasıl yapılabileceğini araştırır.

4. Kişilik psikolojisi ve sosyal psikoloji
Kişilik psikologları bireylerin kendine özgü duygu, düşünce ve davranışları ile ilgilenir; kişiliğin nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışır. Sosyal psikologlar ise grup-içi etkileşimleri ve davranış üzerindeki toplumsal etkileri inceler.

5. Gelişim psikolojisi
Döllenmeden erişkinliğe kadar yaşa bağlı olan davranış değişikliklerini inceler; konuşmanın, akademik becerilerin gelişimi gibi.

6. Psikometrik psikoloji
Psikolojik ölçme bilimi anlamına gelir. Yeni testler, istatistiksel yöntemler geliştirir. Diğer psikoloji dallarına hizmet verir.

7. Endüstri psikolojisi
Meslek için insan yetiştirme; kişiler ve kurumlar arası iletişim, üretimde verimlilik gibi konularla ilgilenir.
Araç ve gereçlerin insanların kolayca kullanıp işletebilecekleri biçimde düzenlenmesi ise “mühendislik psikolojisi” nin alanına girer.

8. Deneysel psikoloji
Algı, öğrenme, bellek, duygu ve davranışların fizyolojik temellerini araştırır. Çevre koşullarının ve uyarıcıların davranışı nasıl etkilediğini inceler.

9. Fizyolojik psikoloji
Biyolojik süreçler ile davranış arasındaki ilişkiyi inceler. Psikofarmakoloji bunun bir alt dalıdır.


10. Bilişsel psikoloji
1960’lardan sonra ortaya çıkan bilişsel (cognitive) psikoloji, algılama, bellek ve düşünme gibi zihinsel süreçleri inceler; bireyin kendini ve fiziksel-toplumsal çevreyi algılama biçimi, inançları ve tutumları üzerinde durur (Kültürel farklılıkların davranış üzerine etkisi gibi).

11. Adli tıp psikolojisi
Yasaların yapımı ve uygulanması, hapishane koşulları, cezaların ıslah edici niteliği gibi konularla ilgilidir.

12. Çevre (ecological) psikolojisi
Bireyin ve grubun davranışlarını etkileyen çevresel değişkenleri inceler (iklim, ısı, renk, ışık gibi).
13. Sağlık psikolojisi
Günümüzde geleneksel tıbbın medikal modelinin yerini çağdaş tıbbın biyo-psiko-sosyal modeli almaktadır. Sağlık psikolojisi biyopsikososyal modelin bir bölümünü oluşturur; amacı “sağlıklı yaşam” kalitesini yükseltmektir.

PSİKOLOJİNİN YÖNTEMLERİ

Psikoloji, davranışı bilimsel yöntemlerle inceler; bilimsel yöntemin özellikleri:
1. Düzenlidir: Konuları gelişigüzel değil bir düzen içinde inceler
2. Veriye dayanır: Gözlenebilen, toparlanabilen verilerle uğraşır
3. Nesneldir: Bu konuda eğitilmiş biri tarafından tekrarlanabilir
4. Analitiktir: Olguları parçalara ayırarak ve her bir olgunun altında yatan temel değişkenleri ayırt ederek, neden-sonuç ilişkisine ulaşır
5. Tekrar edilebilir: Yalnız bir kez olan ve bir daha ortaya çıkmayan olaylar bilimsel yöntemlerle incelenemez.




PSİKOLOJİNİN KULLANDIĞI BAŞLICA BİLİMSEL YÖNTEMLER

1. Betimsel yöntemler
2. Deneysel yöntemler
3. İstatistiksel yöntemler

I. Betimsel (tanımlayıcı) yöntemler
İncelenen herhangi bir davranışın tanımlanmasını sağlar. Böylece bir davranış diğerinden ayırt edilir:
A. Doğal gözlem
Belirli bir davranış, olaya etki yapmaksızın gözlenir.
B. Sistematik gözlem
İki ya da daha çok değişken arasındaki ilişki incelenir; örneğin kalıtım ve çevrenin zeka üzerine etkisi.

Gözlem yoluyla elde edilen bilgi, bilimsel gelişimin ilk aşamasını oluşturur. Daha sonra olanak varsa deneysel yöntem kullanılabilir. Gözlem yoruma açık bir yöntemdir; aynı olayı gözleyen iki kişi farklı yorum yapabilir. Görsel ve işitsel kayıt aygıtları, gözlem yönteminin daha nesnel olmasına yardımcı olmaktadır.

C. Tarama yöntemi
Olay doğrudan gözlenemiyorsa, soru listesi ya da mülakat
yöntemiyle dolaylı bir biçimde gözlem yapılabilir (pazar araştırması,
kamuoyu yoklaması gibi).
D. Test yöntemi
Bireylerin belli koşullarda nasıl davrandığını gözlemek için kullanılan araç ya da aygıta test denir (zeka testi(.
E. Klinik yöntemler (olgu öyküsü)
Kişinin özgeçmişi ve aile ilişkileri incelenerek, tedavide yararlanılabilir. Özellikle klinik psikoloji alanında kullanılır; kişini çocukluğunda ve gençliğinde yaşadığı olaylar soruşturularak, bugünkü davranışları anlaşılmaya çalışılır.

II. Deneysel yöntemler
Deney yoluyla değişkenler arasındaki ilişkiyi bulma çabasıdır. Deney yaparken: A.Kimi koşullar değiştirilir, manipule edilir
B.Diğer koşullar sabit tutulur
C.Değişikliklerin incelenen davranış üzerindeki etkisine bakılır
D.Bir deneyin özünü 2 ya da daha çok değişken oluşturur.
Bir deneyde en az bir bağımsız bir de bağımlı değişken bulunur.
Değişken (variable): Nicel olarak ölçülebilen bir özelliktir.
Bağımsız değişken: Deneycinin seçip manipule ettiği (ilaç)
Bağımlı değişken: Deneklerin davranışı (testte başarı)
Grafiklerde yatay eksen (absis) bağımsız, dikey eksen (ordinat) ise bağımlı değişkeni gösterir.
E. Deney için temel koşullardan bir denetimdir.
Üç değişkenin denetim altında tutulması gerekir:
a. deneyin yapıldığı koşullar (satndardizasyon)
b. denek grupları (eşleştirme; olayın bilinmesi)
c. deneyi yapanın etkileri (deneycinin yanlılığı)
Deneycinin yanlı olmasını önlemek için, deneklerin hangi gruptan olduğunu bilmemesi sağlanır buna körlemesine (blind) yöntem adı verilir; hem deneyci hem de denek olayı bilmiyorsa buna çift-kör (double-blind) yöntemi denir.
III. İstatistiksel Yöntemler
Sayısal verilerin ne anlama geldiğini anlatır.
A. Farkların önem derecesi (anlamlılığı)
İki grup arsında bulunan farklılıkların şansa bağlılık derecesi hesaplanır. 0,05’den küçük değerler anlamlı sayılır.
B. Korrelasyon
İki dizi ya da puan arasındaki karşılıklı ilişki anlamına gelir.
Korrelasyon katsayısı 1 ise olumlu ilişkiden (zeka ile beceri);
Korrelasyon katsayısı -1 ise negatif ilişkiden söz edilir;
Korrelasyon katsayısı 0 ise korrelasyon yok demektir.
Güvenilirlik (reliability) Bir kişiye aynı test 2 kez verilince aynı sonucun alınma olasılığı (örneğin zeka testlerinde %90)
Geçerlilik (validity) Ölçülmesi amaçlanan niteliği ölçme gücü (örneğin ÖSS ve ÖYS sınavlarında yüksek puan alanlar, üniversite de daha başarılımı?)
Psikolojiye Giriş ve Genel Psikoloji Derslerinin İçeriğinin Değiştirilmesi Hakkında Eleştirel Bir Yaklaşım
öpğPsikolojiye Giriş ya da Genel Psikoloji derslerinde iki temel öğrenci grubuyla karşılaşıyoruz: (1) Psikoloji alanında bilgi ve becerisini artırmakla kalmayıp, psikolojiyi bir meslek alanı olarak seçen öğrenciler ve (2) başka alanlarda okumakla birlikte psikoloji konusundaki bilgilerini kendi alanlarında uygulama isteğinde olan ve bu dersleri genelde seçmeli olarak alan öğrenciler. Klasik sistemde her iki öğrenci grubuna verilen psikoloji dersi aşağı yukarı aynı; önemli bir farklılık ders kitabında ve kapsanan konularda ortaya çıkıyor. Doğal olarak psikoloji bölümü öğrencileri daha derin ve kapsamlı bir giriş dersi alırken, farklı bölümlerde okuyan öğrenciler "temel" psikoloji bilgilerinde yoğunlaşıyorlar.
Konu Seçimi
Özellikle seçmeli olarak verilen psikoloji derslerinin tek dönemlik dersler olduğu düşünülürse, tek dönem içinde herhangi bir psikolojiye giriş kitabındaki konuların tamamını bitirmek pek olası gibi görünmüyor. Bu sorunu ortadan kaldırmak için iki seçeneğimiz var; ya anlatım hızını artırıp bütün konuları bir dönem içinde kapsamaya çalışacağız ya da "mutlaka okutulmalı" dediğimiz konuları seçerek bir dönemi onlarla uğraşarak geçireceğiz.
Yukarıdaki seçimlerden herhangi birinin problemsiz olduğunu söylemek çok güç. Eğer hızlı bir anlatımı tercih edersek, doğal olarak öğrenciler başetmekte zorlanacakları bir bilgi bombardımanıyla karşı karşıya kalacaklar, konular istendiği gibi işlenemeyecek ve öğrencilerin başarı oranı çok büyük olasılıkla düşecek. İkinci seçenek, yani belirli konuların işlenmesi yöntemi ise daha da sorunlu. Bu tür bir yöntemde "Hangi konular?" gibi önemli bir soruya cevap vermemiz gerekiyor. Akıl hastalıkları ve tedavisini dahil edecek miyiz, ya davranışın fizyolojik temelleri? Hangisi daha önemli ya da hangisi önemsiz - ki onu programdan çıkaralım? Genelde bu soruna eğitmenlerin pratik bir çözümü oluyor; eğer eğitmen örneğin, duyum ve algı konusunu anlatmaktan hoşlanmıyorsa ya da kişilik kuramlarında Davranışçı Yaklaşımı benimsemiyorsa bu konuları anlatmıyor. İlk bakışta belki de korkunç bir hata olarak görülen bu davranış aslında çaresizlikten başka bir şey değil. Eğer belirli konuların müfredat dışı bırakılması bir zorunluluk ise bunu eğitmenin belirlemesinden başka çare yok gibi görünüyor.
Psikolojiye Giriş Dersinin Amacı Nedir?
Psikolojiye Giriş derslerinin amacı gelen öğrencilere göre mi olmalı, yoksa ortak bir amaç çerçevesinde yeniden şekillenmeli mi? Psikoloji bilgilerinin, öğrenciler hangi bölümlerde okurlarsa okusunlar uygulamaya yönelik olduğu bir gerçek. Bir bilgisayar mühendisliği öğrencisi de bir işletme bölümü öğrencisi de psikoloji dersinde çok şey bulabilir, sadece genel kültürle sınırlı bir bilgi değil, aynı zamanda kendi mesleklerinde kullanabilecekleri bir takım bilgilerle de donanabilirler. Fakat, ayrı ilgi alanları ve farklı bilgi düzeyleri olduğu için, pek çok konu da onlarla uyuşmaz ya da onların deyimiyle "gereksiz" gelecektir. Psikoloji dersi karnı aç bir insana sunulan çeşitli yiyeceklerle dolu bir masa; yiyecekler güzel ama yediğimiz akşam yemeği mi kahvaltı mı pek belli değil. Belli olmalı mı? Yiyeceklerle yetinebildiğimiz sürece pek sorun olmaz, ama ben yine de düzenli bir sofradan yanayım. Her sofranın bir amacı olduğu gibi psikolojiye giriş derslerinin de bir misyonu olmalı. Eleştirel düşünme eğitimi bir misyon olarak belki bu soru ve sorunlarımıza cevap olabilir.


Eleştirel Düşünme Eğitimi
En basit tanımıyla eleştirel düşünme, kendi düşüncemizi ve başkalarının fikirlerini daha iyi anlayabilmek ve düşünceleri açıklayabilme becerimizi geliştirmek için gerçekleştirilen aktif, organize ve fonksiyonel bir süreçtir (Chaffee, 1994). 21. Yüzyıl ve eğitim konusunda bir literatür taraması yapacak olursanız eleştirel düşünme eğitiminin, öğrenci merkezli eğitimle birlikte eski klasik sistemin yerini almaya aday bir sistem olduğunu görürsünüz. Yeni kuşak öğrencilerin sorgulayıcı, tartışan, dogmalardan uzak gençler olması konusunda önemli bir gayret göze çarpıyor (Kökdemir, 1999).
Eleştirel Düşünme Eğitimi’nde kazandırılmaya çalışılan pek çok beceri var; tek bir konu değil genel bir sistem eğitimi olan bu süreçte kazandırılması düşünülen becerilerden bazıları şunlar:
• Kanıtlanmış gerçekler ve öne sürülen iddialar arasındaki farklılığı yakalayabilme,
• Kaynak güvenirliğini test etme,
• İlgisiz bilgileri kanıtlardan ayıklama becerisi,
• Önyargı ve diğer sistematik bilişsel hataların farkında olma,
• Tutarsız yargıların farkına varma,
• Etkili soru sorma becerisi,
• Sözel ve yazılı dilin etkin kullanımı; düşüncelerin ya da yargıların organize bir biçimde sunumu,
• “[bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.] cognition” yeteneği.
Bu becerileri kazandırmanın önünde iki önemli engel var eğitimciler ve öğrenciler!
Eleştirel Düşünme Eğitimini
(EDE) Gerçekleştirmek Neden Zor? I: Eğitimciler
• Eğitmenlerin kendisi EDE’nin olmadığı bir sistemde yetiştiler,
• Kalabalık sınıflar ve eğitmenlerin aşırı yükü EDE’yi olumsuz etkiliyor,
• Ders kitapları EDE’yi desteklemekten uzak,
• Öğrenci değerlendirme süreci çoktan seçmeli sınavlar dışına çıkamıyor,
• Hizmet içi eğitim eksikliği,
• “Ne gerek var?” inancı.


Eleştirel Düşünme Eğitimini
(EDE) Gerçekleştirmek Neden Zor? II: Öğrenciler
• Öğrenciler üniversitelere klasik lise eğitiminden geliyorlar, EDE’ye yabancılar,
• EDE, öğrenci merkezli eğitimin temelidir ve bu eğitim öğrenciden çok şey bekler,
• Ana dil ve yabancı dil beceri eksikliği,
• Bilgisayar okur-yazarlığının düşüklüğü,
• “Her şeyi ben yapacaksam size ne gerek var” inancı.
Her ne kadar gerçekleştirilmesinin önünde pek çok engel olsa da, Eleştirel Düşünme Eğitimi; sorgulayan ve belki de daha önemlisi düşünen bireylerin yaratılması için önemli bir amaç ve psikolojiye giriş dersleri yapıları itibariyle bu tür bir misyonu üstlenmeye oldukça uygun. Psikoloji ve Eleştirel Düşünme Dersleri’nin birleştirilmesiyle ilgili daha çok çalışmaya mutlaka gerek var, ama yine de elimizdeki EDE’ye uygun olmayan kitaplarla bile pek çok şey yapabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü eğer EDE vazgeçilmez bir eğitim aracı ise, bu aracı en iyi şekilde kullanabilecek ve öğrencilere bu konuda yardımcı olabilecek bilim dalı psikolojidir.

EDE Pilot Çalışması
Eleştirel Düşünme ve Psikoloji Dersleri’nin beraber yürüyüp yürümeyeceği konusunda bir deneme yapmak amacıyla, 1998-1999 öğretim yılı 2. yarıyılında Başkent Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler ve İletişim Fakülteleri’nde verilen Psikolojiye Giriş derslerinde (toplam 105 öğrenci) farklı bir sistem uygulandı. Tam bir eleştirel düşünme eğitimi olarak tanımlamaktan uzak olsa da, bu deneme gelecek seneki psikolojiye giriş dersinin biçimini değiştirmek açısından oldukça faydalı oldu. Bu çalışmanın ayrıntılarını Kökdemir (1999) da görebilirsiniz.
Öğrencilerin Geribildirimleri
EDE’nin öğrenciler tarafından nasıl algılandığını saptamak amacıyla yaptığımız bu çalışmalar hakkındaki yorumları öğrencilere soruldu. Aşağıda bu yorumlardan bazı örnekleri görebilirsiniz.
“... Bu çalışmaları yaptığımdan beri bazı şeylerin üstünde fazla düşünmediğimi anladım. Herşeyin sebebini, sonucunu ve olabilme imkanını düşünüyorum...”
“Söylenen bir söze, okuduğumuz bir metne çeşitli yönlerden bakmanın gerekliliğini öğrendik. Kendi düşüncelerime daha fazla önem vermeye başladım.”
“İnsan aklını kullandığını hissediyor.”
“Neden sorusunu sıkça soruyorum.”
“Critical Thinking bence bizi 21. yüzyılın aydın insanı yapma çabasıydı”
Geribildirimler bunlarla sınırlı değil kuşkusuz, genel yaklaşım öğrencilerin bu tür bir çalışmadan faydalandıkları, daha da önemlisi bu çalışmayı – ders olmasına rağmen – sevdikleri idi.
Sonuç
EDE’nin etkili bir biçimde kullanılabilmesi ve öğrencilerin sorgulayan ve düşünen insanlar olarak yetişmeleri için öncelikle Psikolojiye Giriş derslerinin, Eleştirel Düşünme konusunu da kapsayacak şekilde değiştirilmesi ve genel psikolojinin bilgilerinin bu sistemi öğretmek için kullanılması gerekmektedir. Doğal olarak bu bir öğrenci merkezli eğitim modelidir, eğitmene ve öğrenciye eşit miktarda yük düşer ve her iki taraf da çalıştığı için ne konu kaybı yaşanır, ne de geleneksel sıkıcı eğitim sisteminin düşünmeyi yok eden mekanizmasından zarar görülür.
Eğitimciler açısından EDE riskli bir başlangıç olarak görülebilir. Çünkü, şimdiye kadar sürdürdükleri sistemin tamamen değişmesi demektir bu. Ama, Eleştirel Düşünme Kuramcıları’nın dediği gibi, Eleştirel Düşünme Eğitimi’ne “eğitmen olarak” geçiş yapmak 45 yaşında yüzme öğrenmek gibidir: 45 yaşından sonra yüzme öğrenmezseniz pek bir şey kaybetmezsiniz ama eğer öğrenirseniz çok şey kazanabilirsiniz.

09 Temmuz - 18:05 | Açıköğretim Diğer Dersler | Yorum | Okunma Sayısı: 5098 | Etiket: psikolojiyeaçıköğretimders

Anket

Sistemi Nasıl Buldunuz?

İlginizi Çekebilir!

SOSYAL MEDYA

Sitemizdeki tüm ders notları internet ortamından derlenmiştir.Sitemizdeki herhangi bir döküman için telif hakkı ihlali olduğunu düşünüyorsanız bizimle iletişime geçebilir ve dökümanın yayından kaldırılmasını isteyebilirsiniz.
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 - Sınav Eğitim | Yazılım: Öykü Creative